Çocuk Katılımıyla Başka Bir Medya Mümkün!

Ezgi Koman – FİSA Çocuk Hakları Merkezi

Bu yazı, 22 Kasım 2019’da “Çocuğun Katılım Hakkı:Neredeyiz?” sempozyumunda FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nden Ezgi Koman’ın yaptığı konuşmanın konuşmacı tarafından düzenlenmesi ile hazırlanmıştır.

Merhaba,

Ben Ezgi. Çocuk katılımının çocuklarla konuşulduğu, değerlendirildiği bu iki önemli günde ben de burada bulunmaktan dolayı çok mutluyum. Ben de medyada çocukların katılımı mümkün mü konusuyla ilgili aklımdakileri sizlerle paylaşmak istiyorum. O yüzden de herkese içtenlikle hoşgeldiniz diyorum.

Bugün ve yarın herhalde en çok konuşulan ve tekrar edilecek kavram katılım. Hatta çocuk katılımı. Çocuk katılımının temel dayanağı da elbette BM Çocuk Hakları Sözleşmesi.

Peki ama Çocuk Hakları Sözleşmesi nedir? Artık hepimiz biliyoruz ama kısaca özetlersek BM Çocuk Hakları Sözleşmesi; çocukların aslında Magna Carta’sı — yani en eski anayasası — olma özelliği taşıyor. Bu sözleşme tüm dünyada en fazla kabul görmüş sözleşmelerden biri. Aynı zamanda da en güçlü sözleşmelerden biri. Çünkü Sözleşme çocukları hak ve özgürlük sahibi olarak tanımlarken aynı zamanda çocukluğu da bir varoluş biçimi olarak görüyor. Çocukların sadece korunmalarını değil onların örgütlenmelerini, ifade özgürlüğünü ve katılım haklarını da tanımlıyor. Bu anlamda gerçekten en güçlü sözleşmelerden biri.

Biliyorsunuz BM Çocuk Hakları Komitesi tüm dünyada BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin hayata geçmesinden sorumlu ve Sözleşmenin uygulanmasını izliyor. Pek çok alanda öneriler geliştiriyor ve yorumlar yayınlıyor. Komitenin sözleşmenin temel ilkelerinden biri olan katılım hakkına ilişkin belirlediği bazı öncelikli alanlar bulunuyor. Bunlardan biri genel politikaların belirlenmesi. Diğeri aile ortamında çocuğun katılımının sağlanması. Bir diğeri çevrenin korunması ve sürdürülebilirlik konularında çocuk katılımının sağlanması. Çocukların en çok vakit geçirdikleri alanlardan olan okul ise bir diğer öncelikli alan. Komitenin çocuk katılımında öncelikli alan olarak belirlediği bir başka alan da medya.

Peki medya neden öncelikli alanlardan biri? Çünkü medya topluma bilgi akışını sağlama, toplumu oluşturan kişilerin algısını yönlendirme, bu kişiler arasında etkileşim kurma ve dolayısıyla tüm toplumu yönlendirme gücüne sahip. Medya elinde bulundurduğu bu güç ile kamusal alanı belirleyebiliyor. Bu yüzden de çocukların medyada yer alması, medyaya katılımı; aslında onların kamusal alana da katılımı anlamına geliyor.

* Görsel: Unicef

Peki gerçekten çocuklar medyaya katılıyor mu? Ne kadar katılıyor?

Dünyadaki çocuk nüfusunun genel nüfusa oranı üçte bir. Türkiye açısından baktığımızda da benzer bir oran söz konusu. Fakat medyada çocukların yer alma oranı nüfus oranıyla aynı şekilde değil. Üçte bir oranında yani %30’luk bir çocuk nüfus oranından söz ederken medyada yer alma biçimine ve oranına baktığımızda en fazla %5’lerden bahsediyoruz. Umay da birazdan söz edecek ki bu oran %4’lere hatta %3’lere kadar düşebiliyor. Bu anlamda da açık ki çocuğun katılımı gerçekleşmiyor. Çocuğun medyada yer alması — yani kamusal alana katılımı — demokrasinin, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği bir yükümlülük. Ve bu bir lütuf değil. Ama ne yazık ki lütufmuş gibi düşünülerek bu yükümlülüğü ne yazık ki ne devletler, ne topluluklar yerine getiriyor.

BM Çocuk Hakları Komitesi özellikle çocukların görüşünü ifade etme ve buna alan sağlamada medyanın önemine dikkat çekiyor ve tüm belgelerinde bundan söz ediyor. Özellikle medyada çocukların seslerinin daha fazla yer alması gerektiğini özellikle vurguluyor.

MEDYADA ÇOCUK KATILIMI SAĞLANIRSA

Peki ne olur çocuklar medyada yer alırsa? Yani medyada daha fazla çocuk sesi duyarsak, çocukları daha çok görürsek; onlara daha çok mikrofon ya da kamera uzatırsak ne oluyor?

İlk olarak tabii ki sesleri, görüşleri, fikirleri, düşünceleri, önerileri çok daha fazla duyulur ve görünür oluyor. Bu anlamda da politikalara müdahale etme olanakları sağlanıyor. Dolayısıyla çocukların kamusal alandan doğru hayatı değiştirme güçleri bir şekilde gerçekleşiyor. Bu durum toplumun tüm kesimleri için ilham verici oluyor çünkü yeni şeyler duymuş oluyorlar. Değiştirmekten kastettiğimiz sadece kendi değişik fikirlerimizin olması değil, çocukların neler söyledikleri de değişim açısından önemli. Dolayısıyla onlardan ilham alabiliyoruz. Çocuk haklarına ve çocukluk durumlarına ilgi artıyor. Ne kadar çok çocuk sesi duyarsak, ne kadar çok çocuklara olanak tanırsak aslında çocuk haklarına ilgi ve çocuk haklarına ilişkin bilgi de artmış oluyor. Tabii ki çocukların medyada yer alması ve kendi medya ürünlerini üretebilmeleri; onların tüm gelişim alanlarını destekliyor. Bilişsel gelişimlerinden tutun sosyal gelişimlerine kadar. Ayrıca çocukların birbirleriyle iletişim kurmalarını ve sorun çözme becerilerini destekliyor.

En önemli şeylerden biri de bugün aslında birçok mutsuzluğumuzun da sebebi olan, eleştirmeden ve süzmeden, doğrudan aldığımız medyaya çocuklar artık eleştirel bakabilme gücüne sahip oluyor. Bu anlamda sadece bir tüketici değil orayı süzen bir filtre kullanabilir hale gelmiş oluyorlar.

En önemli özelliklerinden, etkilerinden bir tanesi çocukların birbirleriyle iletişimine, etkileşimine olanak sağlıyor. Çocuklar başka yerde başka çocuklar olduğunu biliyor. Çocuk gruplarının kendi aralarında birbirlerini anlamasına, akranların birbirleri arasında iletişim kurmasına olanak sağlıyor. Ve tabii ki çocuklarda – belki kendileri de anlatırlar hakikaten öyle mi diye — politik bir algı ve toplumsal bir duyarlılık gelişiyor.

Çocuklar medyada yer alırken aynı zamanda nedenleri ile birlikte değişim de talep ettikleri için aktif yurttaşlar haline gelebiliyorlar. Travmatik bir takım yaşantılar sonrasında çocuklar eğer medya ürünlerinde bir araya gelebiliyorlarsa, seslerini duyurabiliyorlarsa; onlarda yine psiko-sosyal bir iyileşme, bir güçlenme de sağlanabiliyor ki bunun da yine örnekleri var.

Çocuklar eğer kamusal alandalar ve görünürlerse; sesleri duyuluyorsa; hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak algılanabiliyorlar. Yani BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en önemli dayanaklarından, en önemli söylemlerinden biri olan hak sahibi özne ve birey oldukları gerçeği biraz daha pekişiyor.

MEDYADA ÇOCUK KATILIMI ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Ama tabii bu saydıklarım çok da kolay olmuyor. Toplumda katılım ne ölçüde zorsa — toplumdaki bu durumun medyaya yansıması da ilişkili olduğu için — medyada da katılımı kabul etmek o kadar zor oluyor. Pek çok engel yaşanıyor.

Bunlardan bir tanesi toplumsal tutumlar ve çocuk katılımına ilişkin direnç. Neden böyle bir durum oluyor? Bir kere medya — diğer alanlar gibi — yetişkinlere yönelik ve yetişkinlerin kurguladığı bir alan. Bu yetişkinlere elbette bir imtiyaz veriyor. Ve yetişkinler bu imtiyazı çocuklara vermek istemiyorlar. Zaten çocukluğun algılanma şeklinden dolayı çocukların görüşlerine gerçekten değer de vermiyorlar. Görüşlerine değer vermedikleri için çocuklara medyada yer verme kültürü de kolay oluşmuyor. En iyi ihtimalle yetişkinler çocukların görüşlerini “sevimli” buluyorlar. Zaten onların hayatı değiştirme gücüne çok da inanmıyorlar. Çocukların ebeveynleri o kadar çok akademik başarıya odaklanmış durumdalar ki çocukların medyada yer almasını sağlayacak bu tür çalışmalara çocukların katılmalarını çok da istemeyebiliyor; bunu bir vakit kaybı olarak görebiliyorlar. Aynı zamanda yetişkinler; medyaya katıldıkça daha çok sorgulayan ve daha fazla soru soran bireyler yetişmesini istemiyor olabilir. Bu da katılımın önündeki önemli engellerden biri.

Çocuklar medyaya katıldıkları andan itibaren bir etik sorular dizisi de karşımıza çıkıyor. “Çocuk nasıl katılacak?” dan tutun “Çocuk katıldığında orada nasıl görünecek?” e kadar bir dizi yanıt bulunması gereken soru var. Örneğin; “Şiddete maruz kalmış bir çocuğun sesine nasıl yer vereceksiniz, onu nasıl görünür kılacaksınız?” gibi.

O yüzden de katılıma ilişkin ilkelerin oluşması gerekiyor. Bu ilkelerin oluşması için her medya kuruluşunun kendi içine dönmesi, öz denetimin bir yolunu bulması gerekiyor ama bütün bunlar da çok kolay olmuyor.

Kaynak eksikliği de bir başka engel. Medya üretimi gerçekten hem ekipman hem de insan kaynağı açısından çok fazla kaynak gerektiriyor. Özellikle çocuklar yetişkinler tarafından çok ciddiye alınmadığı için de bu tür kaynaklar çocuklara aktarılmak istenmiyor. Ayrıca çocuklar genellikle bu ekipmanların kullanımında yetişkinlerden destek almak durumunda. Yetişkinlerin çocuklarla bir araya gelmesi için gerekli insan kaynağı çok da kullanılmak istenmiyor. Böyle olunca da çocukların oluşturduğu medya ürünleri çok da etkili olamayabiliyor.

Çocukların yetişkinlerle birlikte çalışmaları gerektiği için yetişkinlerde özel bir ilgi ve beceriye gereksinim duyulabiliyor. Çocuklarla çalışacak olan medya insanlarının çocuklara ve onların üretimlerine ilgi duyması, bu sürece ilişkin bilgilerinin ve becerilerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu kişilerin onların potansiyellerine inanabilecek bir yaklaşıma sahip olmaları, onlara değer vermeleri gerekiyor. Galiba en büyük engel bu oluyor.

MEDYADA ÇOCUK KATILIMININ YOLLARI

Peki bütün bu engeller ortadan kalktığında çocuğun medyada katılımı gerçekten mümkün mü? Kesinlikle mümkün. Az önce de söyledim; zaten burada hem geçmişten hem de bugünden örnekler var. Önemli olan yüzümüzü çocuklara çevirmek, onların potansiyellerinin farkına varmak.

Peki hangi yollarla mümkün olabiliyor medyada çocuk katılımı? Birkaç başlıkla kategorize edebiliriz:

Bunlardan biri çocukların görüşlerini ifade edebilmelerine olanak sağlamak. Bu bir gazetede bir sayfa ya da bir köşe aracılığıyla olabilir. Çocukların kendi görüşlerini doğrudan ifade edebilecekleri bir alan sunmaktan bahsediyorum.

Bir diğer önemli başlık; medya içeriğinin üretiminde çocukların görüşlerinin alınması ve bu görüşlerin ilgili kişi ve kuruluşlara ulaşmasına aracı olunması. Hakkında görüş alınan konuların sadece çocukları ilgilendiren konular olması gerekmiyor. Hayatta olan biten her şey aslında çocukları ilgilendiriyor. Dolayısıyla çocukların fikirlerini sormak, onların görüşlerini kamusal alana taşımak ve özellikle ilgili kurumlara ulaştırmak da yine medyada katılımı sağlamanın bir yolu.

Tabii ki yine çocukların bilgi edinmesinin sağlanması da bir diğer yol.

Bugün örneklerini göreceğimiz; kamerayı, bilgisayarı, fotoğraf makinasını, ses kayıt cihazını doğrudan çocuklara vererek çocukların kendi medya ürünlerini üretmelerine bu şekilde destek olmak da katılımı sağlamanın en önemli yollarından bir diğeri.

İYİ ÖRNEKLER

Bu oturumun devamında bazı örnekleri dinleyeceksiniz ama ben birkaç tane geçmişten örnek hatırlatmak isterim. Bu örnekler bize başka bir medyanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Biz aslında bu konuya kafa yorduğumuz günden beri bize ilham veren Bengisu var. Bengisu’nun kentle ilgili; kentteki bir elektrik düzeniyle ile ilgili çekmiş olduğu bir film bize çok ilham vermişti. Hakikaten eline kamerayı alıp kentteki elektrik sorunlarını ve buna sebep olan sistemin bir şekilde açığa çıkmasını sağlamıştı.

Bir başka örnek bugün kapatılmasının 3. yılı olan Gündem Çocuk Ekibinin 2007 yılında kurduğu “-18 medya grubu”. “-18 medya grubu” seçim öncesinde bir gazete oluşturmuştu. Genel seçimdi ve milletvekillerine, yerel yönetimlere taleplerini anlattıkları bir çalışma başlatmışlardı. – 18 adıyla daha sonra bu çalışma devam etti.

Ardından Açık Radyo’daki Söz Küçüğün programı önemli bir örnek. Birazdan Deniz zaten onu anlatacak.

Kürtçe ve Türkçe çocuk gazetesi Denge Zarokan vardı. 2006 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen çok önemli çalışmalardan biriydi. Bu gazete doğrudan çocukların kurguladıkları, içeriğini çocukların oluşturdukları bir gazeteydi.

Bir diğer örnek 2008 yılında Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nde yapılmıştı. Çocuklar bir web sitesi oluşturmuşlardı, “İçeri buyurun!” diye.

Ve bugün bir arada olduğumuz Parlayan Çocuklar ekibi hepimize ilham veren bir başka örnek. Agos gazetesinin çocuk eki ile Radyo Şalala da yine çocuk katılımının örnekleri arasında yer alıyor.

Gördüğümüz gibi Türkiye’de de dünyadaki kadar çok yaygın olmasa bile birtakım örnekler söz konusu. Bu elbette çocuk hakları hareketinin çabası ve kazanımı tabii.

ÇOCUKLARDAN PRATİK ÖNERİLER

“- 18 medya grubu” ile çalıştığımız dönemde çocuklar; “çocuk katılımı nasıl sağlanır?” sorusuna ilişkin pratik öneriler sunmuşlardı. Bu öneriler arasında;

  • Gazete ve dergilerde çocuklara yönelik sayfalara yer verilmesi.
  • Çocuğu doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren konularda haber yapılırken onların bu konudaki görüşlerinin alınması, öğrenilmesi, değer verilmesi ve kamuoyuna bir şekilde sunulması.
  • Çocukların yaşadıkları sorunlar hakkında onlardan bilgi alınması ve bu konuların gündeme gelmesinin sağlanması.
  • Çocuklara yönelik bir yayın hazırlanmadan önce çocuklardan fikir alınması, onlardan gelecek önerilere her zaman açık olunması.
  • Ve çocukların kendi haklarını öğrenebilecekleri yayınların sayılarının artması

yer alıyordu.

Sonuç olarak; yaşadığımız bu dünya yetişkinlerin kurguladığı bir dünya ve içinde çocuklara yer açmak çok da kolay olmuyor. Bunun farkında olmamız önemli. Buna rağmen mikrofonumuzu, kameramızı çocuklara uzatmamız medyada dönüşüme sebep olabilir.

Evet bir yandan hepimiz medyayı kullanıyoruz ama bir yandan da şikayetçiyiz. Yani medya konusunda kafamız biraz karışık. Ama ben yine de bu karışıklığın da medyanın dönüşümü açısından önemli bir olanak olduğunu düşünüyorum.

Benden sonraki konuşmacıları dinlemek için heyecanlıyım. Beni dinlediğiniz için çokça teşekkür ederim.

Hakkında

Genç Sesler, İsveç ve Türkiye’deki çocuklar ve gençler için çocuk katılımı ve kültür politikalarının temel sorunlarını ele alarak yenilikçi fikirleri tartışmak ve sunmak için bir alan/platformdur. Genç Sesler, yeni başlangıçların ve iş birliklerinin peşindedir. Biz diyalog geliştiren ve ilham veren alanların güçlü çocuk katılımını gerçekleştirmeye bizi bir adım daha yaklaştırdığına inanıyoruz.