Katılım Olmadan Eğitim Mümkün mü?

Yazar: 14 Haziran 2021İlham Veren Yazılar

Zeynep Kılıç – Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği

Bu yazı, 22 Kasım 2019’da “Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz?” sempozyumunda Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneği’nden Zeynep Kılıç’ın yaptığı konuşmanın konuşmanın dökümünün konuşmacı tarafından düzenlenmesi ile hazırlanmıştır.

Herkese merhaba,

Konuşmama şöyle başlamak istiyorum.

“Çocuklar, salt okul kapılarından bir kez içeri girdiler diye insan haklarını yitirmiş olmazlar.”

Bu cümle, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin Eğitimin Amaçları isimli 1. Genel Yorum’undan.

Bir hakkın kapsamını açıklayan bir belgede o hakkın yaşama geçtiği varsayılan ana mekan ile ilgili böyle bir cümlenin yer alması eğitimin sadece Türkiye’de değil dünya sisteminde nasıl bir yapıda olduğunu çok açıkça gösteriyor.

Çocukluk deyince eğitim hakkı, sanki bugün her şeyi önceleyen ancak geleceğe endeksli bir hak. Çocuğu (aslında insanın) “olma” halinden “olması gereken”e dönüştüren başat araç eğitim. Muhtemelen bu nedenle yetişkinler tarafından vazgeçilmez görülüyor. Öyle vazgeçilmez ki bu hak yaşama geçerken meydana gelen diğer hak ihlalleri bile önemsizleşebiliyor. Eğitim hakkı için başka haklar ihlal edilebiliyor. Çocukların eğitime kolayca erişemediği yerlerde, yollarda başlarına neler geliyor? Okulların fiziki koşulları dolayısıyla ne tür zararlara, kazalara uğruyorlar?

Yani eğitimin niteliğine gelmeden aslında başta fiziki koşullar ile ilgili şeylerden bahsetmek mümkün. Ve bunların hepsi “Ama olsun! Eğitim çok önemli.” gibi bir yerden de sanki kabul görüyor. Belki biraz ağır oldu bu cümle ama bendeki duygu biraz öyle bir şey.

Ve eğitim hakkı dediğimiz zaman başta sabitlendiğimiz şey eğitime erişim hakkı ve Türkiye’de tabii ki bir sürü çaba olmasına ve çok yol alınmasına rağmen halen çok ciddi bir problem. Ama eğitime erişimin böyle bir problem olarak karşımızda durması da aslında eğitimin niteliğinin önemsiz olduğu ve göz ardı edilebileceği anlamına gelmiyor asla. Çünkü nitelik ortaya çıktığı zaman eriştiğimiz şeyin ne işe yaradığı da başka bir sorgulama nedeni.

Nitelik derken sadece eğitim programı ve müfredattan bahsetmiyorum. Onunla birlikte kullanılan bütün yöntemler, öğrenme süreçleri, öğrenmenin gerçekleştiği mekanların hepsi o niteliğin bir parçası. Ve çocuklar o dünyanın içinde var oluyor.

Bu başlangıçtan sonra şöyle bir yerden devam edeyim yine Sözleşmeye bir atıfla. 29. Madde eğitimin amaçlarını anlatıyor Sözleşmede. 29. Madde 5 tane şeyin altını çiziyor eğitimin amacı olarak;

Bir tanesi insan haklarına yönelik saygı. Bir diğeri çocuğun potansiyelini tam ve bütünlüklü olarak hayata geçirmek. Onun gelişmesini ve güçlenmesini sağlamak. Üçüncüsü çocuğun kimlik duygusunu ama aynı zamanda da bağlılık duygusunu güçlendirmek. Dördüncüsü sosyalleşmesini ve başkalarıyla iletişimini güçlendirmek. Ve son olarak doğal çevre ile etkileşimini güçlendirmek. Burada “güçlendirme” kelimesinin altını ısrarla çiziyorum.

Dolayısıyla aslında şöyle bir şeyden bahsediyoruz eğitim dediğimiz zaman. Çocuğun içinde bulunduğu doğal çevrede – ki aslında o doğal çevreyi toplumsal, insanın yarattığı çevre olarak düşünmeyelim. Doğayı da dahil ederek düşünelim lütfen. Ekoloji oturumundan çıktım, çok doluyum.-  birlikte yaşadığı insanlarla uyum halinde ve insan haklarını dışarıda bırakmadan gelişmesi, güçlenmesi gibi bir şeyden bahsediyoruz.

Cümleyi böyle kurduğumuz zaman da katılımla ilişkisi neredeymiş diye sormaya gerek bile yok. Aslında o bireyin kendi eğitiminin, öğrenme sürecinin öznesi olmasından bahsediyoruz. Bu da zaten ancak katılımla mümkün.

Bu bağlantı ile beraber şimdi bundan sonraki süreçte -benim uydurduğum ama aslında çok da bilindik olan – 4 temel önerme üzerinden bu ilişkiyi güçlendirmeye çalışacağım.

Birinci önermem şöyle bir şey: “Okul esas olarak çocuklarındır!”

 

Cümle olarak güzel. Ama sorduğumuz zaman gerçekten kaç yetişkin bunu böyle düşünür ve kaç çocuk bunu böyle yaşar? O başka bir soru işareti. Ama benim için çok sağlam bir bağlantı var orada. Çünkü okul çocukların. Bir kere işlevsel olarak ya da nitelik olarak çocuk için var. Demin söylediğim eğitimin amaçlarını düşünerek lütfen o bağlantıyı kuralım. Yani eğitim hakkına sahip olan çocuk zaten. Okul bu amaçla var. Dolayısıyla “Hani acaba mı?” diyecek bir şey yok orada.

Belki de daha önemlisi okulda geçirdiği hayatı. Çocukluk yaşını 18’e kadar sayıyorsak, insan yaşamının aşağı yukarı üçte ikisi. Normal şartlardan bahsediyorum. Yaşamının üçte ikisini okulda geçiriyor insan. Gündelik bazda bakarsak okul öncesinden liseye günde 4 saatten 8 saate kadar yani günlük yaşamının 1/6’sından 1/3’üne kadar okulda oluyor çocuklar. Ayrıca nüfus olarak da herhangi bir okulda %90 çoğunluk çocuk. Ama aşağı yukarı bunların hepsini görmezden gelebiliyoruz ve okulların çocukların olduğuna dair algımızın çok güçlü olduğundan da emin değilim ben.

Dolayısıyla böyle baktığımız zaman çocukların kendi yaşam alanına, kendi içinde yaşadığı alana dair katılım hakkının olmadığını düşünmemiz ya da olsa da “Aslında ondan daha önemli şeyler var.” dememiz gibi bir çelişki var. Bu açıdan “Yapamaz, beceremez.” gibi bir yerde durabilmeyi kabul etmek benim için çok mümkün olmuyor. Çünkü çocuğun hayatı okulda geçiyor.

Bu aslında sabahki oturumlarda da çok konuşuldu. Şöyle bir şeyle de altını çizmek mümkün olabilir. Çocuğun eğitim hakkı ve katılım hakkı. Yetişkinin oradaki sorumluluğu çok da bağlayıcı bir sorumluluk aslında. Laura’nın makalesinde bunu çok net görebiliyorsunuz. O da çok zihin açıcı bir şey oluyor. “Ya şimdi yapmasak da sonra yapsak.” diyebileceğiniz bir şey değil. Şu an yetişkin olarak bizim zorunlu, sorumlu, bağlayıcı olarak yapmamız gereken şeylerden bir tanesi. Yani çocuğun alanı olan bir yerde çocuğa katılım alanı açmamanın kabul edilemez olduğunun altını çizmek istiyorum.

Çocuk hakları komitesi; eğitim hakkı ile katılım hakkı ilişkisini bağlantılandırırken şöyle bir şey de söylüyor. Eğitim konusunda katılım alanı okul ile sınırlı değil. Okul içindeki katılım mekanizmalarının çocukları kapsayacak biçimde geliştirilmesi yeterli değil. Eğitim politikasının yerel ve ulusal düzeylerde planlanması aşamasından itibaren çocuklara danışmanın, onlardan görüş almanın ve geri bildirim vermenin sağlanıyor olması zorunluluğundan bahsediyor Komite.

Bunu söyleyince de şöyle bir örnek geliyor aklıma; Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden Türkiye’de her an her şey değişebiliyor. Buna alıştık ama şöyle bir şey oldu. Bu yaz alınan çok kritik bir karar vardı. Bir yönetmelikle teneffüs süreleri uzadı ilkokulda. 15 dakikadan 20 dakikaya çıktı. Çok uzun zamandır beklenen, istenen ve talep edilen bir şeydi. Ama konunun öznesi yok. O biraz gizli özne. Kim talep etti bilmiyoruz. Kimse çocuklara sormadı mesela. Sorulamaz mıydı? “Kaç dakika olsun teneffüs?” Ve sorulabilseydi ne değişirdi? Bu soruya yanıt veren çocuklar için ne değişirdi? Kararın niteliği açısından ne değişirdi?

Buradan ikinci önermeme geçeyim: “Katılım gündelik yaşamla ve ihtiyaçlarla ilişkilidir!”

Teneffüs önemli bir ihtiyaç aslında çocuklar açısından baktığımızda. Katılım da tam böyle bir şey. Genel olarak katılıma dair de şöyle bir algımız olabiliyor. Çok önemli kararların çok yukarıdan alınması gerektiği gibi bir algı. Bununla alakası yok aslında. Bu sadece çocuklar için geçerli değil hepimiz için öyle. Katılım insanın kendi hayatını değiştirebilme potansiyelini hayata geçirmesi ile ilgili bir şey. Ve bunu zaten gündelik yaşamda yapıyoruz. Gündelik ilişkilerle ve kendi ihtiyaçlarımızdan motive olarak, onun motivasyonu ile bağlantıyı kurarak yapıyoruz.

Yine ekoloji geliyor aklıma. Az önce çocukların çok keyifli sunumları vardı. İki ayrı sunumda dört ayrı çocuk vardı. Ve kendi hayatları üzerinden bir bağlantı ile orada ne yaptıklarını ve niye orada olduklarını anlattılar. Aslında bu kadar basit bir yandan. Dolayısıyla soru şu olabilir: “Okulda ben nasıl yaşıyorum?” Burada “güvenli”, “mutlu”, “başarılı” şeklinde cevaplar aldık diyelim. Veya mesela “İyi olabilmek için neye ihtiyacın var?” gibi bir soru olabilir. Aslında bu kadar basit katılım dediğimiz şey.

Bireysel farklılıkları yok saymadan o sınıfın, okulun, birlikte yaşama kültürünün oluşmasını sağlayacak bir topluluğa dönüşmesinin bireysel ya da birlikte karar almanın yollarını güçlendirmekten geçtiğini düşünüyorum. Ve böyle bir durumda şu karşımıza çıkabiliyor. Yaş grubuna göre değişebilir bu söylediklerim ama mesela çocuklar için çoğu durumda tuvaletin hali, kantinin hali, ışıklandırma – ki bunların hiçbiri önemsiz şeyler değil – eğitimin içeriğinin kendisinden daha önemli olabiliyorlar. Böyle bir durumda da yetişkinin şöyle bir şey söyleme olanağı ortaya çıkıyor: “Zaten önemsiz meseleler bunlar. Bunları çocuklara verelim. Onlar kumda oynasınlar. Biz burada önemli kararları verelim.” gibi.

Hikaye öyle değil. Tam demin söylediğimi tekrar söyleyeceğim. Aslında gündelik yaşamla ilgili bir şey. Mesela okul kuralları. Türkiye’de çocukların – istisnaları var, örnekleri birazdan duyacaksınız – kendi okullarında hangi kurallara göre yaşadığını bildikleri ve onların oluşmasına katıldıkları gibi bir durum söz konusu değil.

Mesela kıyafet yönetmeliği. Kıyafet yönetmeliği çok sağlam. Türkiye’de biraz açılan istisnaları, örnekleri oluyor ama genelde çocuklara sorulmuyor ne giymek istedikleri. Halbuki kıyafet ifade ile ilgili bir şeydir değil mi? Kendimizi giyinerek ifade ederiz. Ve daha da iyisi buraya zaten söz hakkı tanımamakla beraber çocuklar yönetmeliğe uymadıkları zaman kınama cezası, disiplin cezası da alıyorlar. Dolayısıyla kendi hayatları ile ilgili bir şeye dahil olamazken bir de dahil olmadıkları karara uymadıklarında bir disiplin sürecinin içine giriyorlar. Demek istediğim gerçekten tuhaf bir sarmaldan bahsediyoruz.

Üçüncü önermem şu; Katılım ancak deneyimlenerek öğrenilebilir.

Elbette bilgi sahibi olmamızı gerektiren yerler var. Sadece bilerek öğrenilen bir şey olsa çok kolay olurdu sanırım. Onu eğitimle çözmenin bir yolunu bulurduk. Ama öyle değil. Yaşayarak ve bir kültürle gelişip öğrenilen bir şey. Ve deneyim dediğimiz şey de gerçekten birlikte yaptığımız noktada katılımın çok güçlendiği, geliştiği, köklendiği bir yer.

Yine bence örneklerini duyacağız birazdan. Çocukların katılım deneyimlerini yaşamaları için elimizde okul meclisleri diye bir örnek vardı. Tam katılım mıydı? Değildi. Muhtemelen daha deneyimi olan, bilgisi olan herkes benzer bir şey söyleyecektir. Büyük eksikler vardı falan. Ama iyi bir örnekti. En azından üstüne çalışılabilir bir şeydi bizim için. Fakat kaldırıldı. Bu senenin değişiklerinden bir tanesi de bu. Ve aslında gerekçesini de bilmiyoruz. Yani niye okul meclisleri yok artık?

Ama şöyle bir yerden bağlantı kurmak da mümkün. Türkiye eğitim sisteminde katılım hakkı meselesini konuşmak demokrasi eğitiminin bir uzantısı gibi görünüyor. Ve demokrasi niyetiyle çok sınırlandırılmış bir alanda belli projelerle yürütülüyor. Dolayısıyla tam “Katılım deneyimlenerek öğrenilir.” dediğim şeyin aksine kapattığımız bir yerden olageliyor hikaye. Katılımı yaşamın bir parçası olan ve ortak kesen bir yere çekmediğimiz sürece onun bir deneyime dönüşmesi ve oradan ihtiyaç duyduğumuz bilginin içselleşerek gelişmesi ihtimali yok. Dolayısıyla aslında bu belirli derslerin, belirli eğitimlerin bir parçası olarak görülmesi de bizi belli bir noktada uzaklaştırabilir katılımın gerçekleşmesinden diye düşünüyorum.

Okulda karar alma süreçleri bir yana bir de öğrenme süreçleri içinde katılımın gerçekleşmesi mümkün. O da aslında kişinin kendi öğrenmesinin öznesi olmasıyla mümkün. Ders programlarının oluşturulmasına çocukların dahil olması, onlarla işbirliği içinde planlamak. Sadece programı değil, içeriğini, araçlarını artık ne yapacaksak hepsini birlikte planlamak mümkün.

Bunun yolları hatta bir yönergesi bile var. Milli Eğitim Bakanlığının “Eğitim Öğretim Çalışmalarının Planlı Yürütülmesi” diye bir yönergesi var ve orada yazıyor “Çocuklarla birlikte planlanması gerekir.” diye. Ama zaten ne öğretmenler ne de aslında çocuklar olarak pek haberimiz yok bundan ve bunu nasıl yapacağımıza dair herhangi bir aracımız da yok.

Dördüncü önerme: “Okul iklimini yaratmak.”

Çünkü katılımın ancak o okul içinde yetişkinin sorumluluğunda yaygınlaştıkça deneyimlenmesinin mümkün olduğunu varsayabiliriz. Aslında başta söylediğim yere geri dönüyorum. Galiba bunun için de önce algıyı değiştirmek lazım. Sabahtan beri konuşuluyor. Yetişkinle çocuklar ve katılım ilişkisi nasıl görüyor? Kendi iktidarlarını korumak ama aynı zamanda çocukları da korumak gibi bir yerden mi? Orası bir düğüm yumağı halinde ama öncelikli olarak belki bu algıyla uğraşmamız gerekiyor.

Bilgi çok önemli. Aslında o bilgiyi de şuradan söylüyorum. Katılımın ne olduğu bilgi dediğim. Nasıl hayata geçebileceği? Hangi araçlarla? Birbirimizin deneyimleri ile ne yaptık? Ne oldu? Çünkü katılım bir süreç. Ve aslında adım attıkça öğreniyoruz, deneyimleyerek. Ve onları paylaşmak, o bilgiyi çoğaltmak, büyütmek çok kritik.

Çok önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer nokta hak arama yollarının gelişmesi. Hak sahibi bir birey olarak çocukların kendi haklarını aramaya dair alanları çok kısıtlı. Sabahleyin burada olanlar Kamu Denetçiliği Kurumunun sunumunu dinlemiştir. Çünkü buradaki en güçlü araç o şu anda. Okullar için de o. Bir 147 telefonu var çalışmayan. Dilek-şikayet kutuları vardı okulda ama önem verilmediği için çoğu zaman çöp kutusu olarak kullanıldı. Aslında hakkımın ihlal edildiği noktada bir şeyler yapabiliyor olduğumu bilme hali katılımın yaygınlaşmasının destekleyen en temel şey.

Dolayısıyla çaba harcamaya devam etmek gerekiyor hep beraber. Çünkü ilk olarak sorumluyuz. Deneyimlerimizinden her adımın bir katkı olduğunu biliyoruz, değişimi görüyoruz ve çocukların katılıma çok hızlı hazır olabildiğini de biliyoruz. Yetişkinler olarak da yeterince zorlarsak oraya gelebiliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

*Bu yazıdaki görseller Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz? Sempozyumunun Eğitim ve Çocuk Katılımı oturumunda Burcu Ceylan tarafından grafik olarak dokümante edilmiştir.”

Hakkında

Genç Sesler, İsveç ve Türkiye’deki çocuklar ve gençler için çocuk katılımı ve kültür politikalarının temel sorunlarını ele alarak yenilikçi fikirleri tartışmak ve sunmak için bir alan/platformdur. Genç Sesler, yeni başlangıçların ve iş birliklerinin peşindedir. Biz diyalog geliştiren ve ilham veren alanların güçlü çocuk katılımını gerçekleştirmeye bizi bir adım daha yaklaştırdığına inanıyoruz.